20 Haziran 2010 Pazar

ASIL GERÇEK " ÖLÜM "

ASIL GERÇEK.....................ÖLÜM!!!!!!!!!!!!

Ölümü düşünmek..............

İnsanların sevmedikleri,sevemedikleri bir konu.

İnsanlar ölüm kelimesini bile sevmezler.Ama ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Herkes bir gün aniden karşılaşacak ve kaçamayacak bu gerçekten.

Kimi insanlar vardır; dünya hayata dalmış,hayatın fani ve geçici olduğunu unutur. Dünyalık zev k ve menfaatlerinden başka bir şey düşünmezler. Bu tip insanlara göre ölüm hiç de hoş değildir. Çünkü bu düşüncede olan insanlar ölümün; yaşadıkları tüm zevk ve sefalarını,tüm mal ve mülklerini ellerinden alacağını düşünürler. Bu korku ve endişeden dolayı ölümü hiç akıllarına getirmezler.

Başka insanlar daha vardır; Hatalarını ve kusurlarını bilirler ve kabul ederler, YARADAN’ a inanırlar,lakin tövbe edip bir türlü inandıkları gibi yaşayamazlar. Ve bu düşüncede oldukları için ALLAH’ a nasıl hesap veririm, düşüncesiyle ölümün hemen kendilerini bulmasını istemezler.

Yine başka insanlar vardır; YARADAN’ a bütün kalbiyle inanır ve inandığı gibi yaşamaya çalışırlar.

“Bir gün doğduk bir gün öleceğiz” düşüncesizle her şeye tevekkül ederler.

YARADAN’ ı ve GÜZELLER GÜZELİNİ(SAV) o kadar çok aşıktırlar ki, biran önce sevdiklerine kavuşmak için,VUSLAT a ermek için sabırsızlanırlar. Tüm kalpleriyle ve dilleriyle bunu sürekli zikrederler...........

Yine başka insanlar görürsünüz,ALLAH tan gelen her şeye razıdırlar.

MEVLA GÖRELİM NEYLER,

NEYLERSE GÜZEL EYLER..... Şuuruyla yollarına hiç takılmadan devam ederler. Eğer engel çıkar ve düşerler ise tekrar doğrulup daha inançlı ve daha huzurlu yola devam ederler.

GÜZELLER GÜZELİ(SAV): ”Ölümü hiçbir zaman unutmamak,Allah’ın hoşnut olduğu yada olacağı bir şekilde hayatınızı sürdürmek, ölüm gerçeğine karşı her zaman hazır ve Allah’ın rahmetine daima ümitli olunuz” diyerek bize tavsiyede bulunmuştur.

PEYGAMBERİMİZE bir gün sormuşlar:

“İnsanın en akıllısı ve olgunu kimdir?” diye. “Ölümü en çok anan ve ona en çok hazır bulunandır. Bunlar dünyanın şerefini ve ahiretin güzelliğini beraber götürürler” demiş.

Evet ALLAH ve Ahireti düşünmeden yaşayan insanlar büyük bir kayıptadırlar.

“Ben bu hattan bıktım, intihar edeceğim,kendimi sevmiyorum,lanet olsun............”düşünerek te hayatı hem kendilerine zehir ediyorlar ,hem çevresindekilere. Farkında değiller bel ki,Allah a isyan ediyorlar. Bu hayatı bu canı gidip marketten almadık. YARADAN karşılıksız verdi bize .Ve ancak o istediği zaman geri alır. Yanlışlar, hatalar, kusurlar...

her insanın yaşamında vardır. Olacaktır da. Önemli olan bu hatalardan ders alınmasıdır. Bu yanlışlar, hatalar ve kusurlar için her zaman bir tövbe kapısı vardır.

ONUN her şeyi kuşatan rahmeti UMUT, HUZUR VE MUTLULUK verir insana...

Kuran ı Kerim de aynen şöyle der:

“Kendisinden kaçtığınız ölüm,muhakkak sizi bulacaktır; sonra gizli ve açık her şeyi Bilene(Allah a) götürüleceksiniz. O size yaptıklarınızı birer birer haber verecek. (Cuma süresi). Bize sunulan bu güzelim hayat göz yummaya gelmez, Hele bu güzelim hayat ziyan edilmeye hiç gelmez.

NURCİHAN AYALTI

SAMSUN



19 Haziran 2010 Cumartesi

EMEK VERMEK


EMEK VERMEK

Çalışmak, çabalamak, bir işe emek vermek yapılacak işlerin en iyisidir. Çünkü emek vermeden yapılan bir iş iyi bir şekilde sonuçlanamaz.

Hayatın her alanında durmadan dinlenmeden çaba sarf etmemiz gerekir. Atalarımız, "işleyen demir pas tutmaz" diye boşa dememişler... Bizler bu ülkenin yarınları olarak hem kendi yararımıza hem de toplum yararına faydalı işler yapmalıyız... Evde televizyon başında dizileri takip ederek, sokaklarda ya da kahvelerde boş boş oturacağımıza elimize bir kitap alarak okusak daha faydalı bir iş yapmış oluruz.

Bir annenin ya da babanın okul çağındaki çocuklarının sorduğu sorulara cevap vermesi gerekir.Çünkü bu çocuk ilk eğitimini aile ortamında alır. Aile bireylerinin çocuklarını eğitecek kapasitelerinin olmasının yanında Çocukları için gereken emeği de vermelidirler.
Bir çocuk toprağa düşen bir tohum gibidir. Özenle büyümek, yeşermek ister, bilgiye susuzdur. Bunun giderilmesi için de ebeveynlerin bu konuda bilgili olması gerekir ve bu çocuğun doğumundan itibaren "vahşi" ya da "dahi" olarak yetiştirilebileceğini de asla unutmamaları gerekmektedir.

Önemli olan anne-babaların sorumluluk bilincine sahip olması ve çocuklarını iyi yetiştirmesidir. Çünkü sokak köşelerinde tiner çeken, kapkaç yapan, hırsızlık yapan birçok çocuk var. Bu çocuklar sıcak bir aile ortamında şefkatli anne -babalarının yanında büyüseler hiç bu uygun olmayan davranışları gösterirler mi?

16 Haziran 2010 Çarşamba

GÜNE GÜZEL BAŞLA


GÜNE GÜZEL BAŞLA

Sabah gözlerimizi açar açmaz ya uyanmak zorunda olduğumuz için kızıyoruz, yada gözümüzü tavana dikip “of....... yine iş,yine okul.....hiç bitmeyecek olan yeni bir hafta daha” diyerek,sitemlerle kalkıyoruz yataktan.

Oysa güne nasıl başlanırsa öyle biter....

Nedir bu asık surat,nedir bu sitemler,homurtular.Neden mutlu olamıyoruz güne başlarken.Kalkar kalkmaz;”işte berbat bir gün daha” diyerek,günü küstürüyoruz,neden?Niye mutlu olamıyoruz?

Neden biliyor musun....?Çünkü güne henüz merhaba demedin.Çünkü günü gülen gözlerle karşılamadın.Çünkü henüz güne bile başlamadın ki...Günün neler getireceğini nasıl bilebilirsin............

Oysa yeni bir gün nasılda heyecanlandırır insanı.İzin ver senide heyecanlandırsın.Bu yaşam bir gün öyle yada böyle son bulacak;bunu bildiğin halde bir sabah daha uyanmış olmanın güzelliğine var.

Pencereyi aç,yağmur da olsa,fırtına da derin derin nefes al.Tüm vücudun temiz havayla dolsun.Varsın hava soğuk olsun,varsın soğuktan vücudun irkilsin.Çünkü sen yeni bir güne daha günaydın diyebildin.O yüzden kulaklarının kuşların sesini duymasına müsaade et.

12 Haziran 2010 Cumartesi

OLUMSUZLUKLARA KULAK TIKAMAK

Bir zamanlar, hayvanlar aleminin sevimli yaratıkları olan kurbağalar, kendi aralarında bir yarışma düzenlemişler. Bu yarışmanın hedefi yüksek bir tepeye çıkmakmış...Ve bu yarışmaya da kalabalık bir kurbağa sürüsü seyirci olarak katılmış. Seyirciler arasından hiçbir kurbağa, yarışçıların bu yüksek tepeye çıkabilmesine ihtimal vermediği gibi “zavallı arkadaşlarımız, asla başaramayacaksınız, vazgeçin bu sevdadan!”diye dalga geçmişler.


Seyircilerin bu bağırışları sonucu azmini yitiren yarışmacılar, teker teker yarışmayı bırakmışlar. Sadece bir kurbağa, ümitleri tükenen diğer arkadaşlarına inat, büyük bir gayret ve çaba sonucu tepeye çıkmayı başarmış.

Hayret içinde kalan diğer arkadaşları bu mücadeleyi nasıl kazandığını merak etmişler. Kazanan kurbağanın yanına yaklaşarak, “Bunu nasıl başardın, bu başarının sırrı nedir?”diye sormuşlar. Ama ne yazık ki cevap alamamışlar.

Çünkü yarışmayı kazanan kurbağa sağırmış...

Yaşamın engebeli yolunda yürürken,bir amaç, bir hedef doğrultusunda ilerlemek gerekir.Zamanı,yaşamı en önemlisi kişinin kendisini değerli görmesi için bu şarttır.Çünkü bir hedefe sahip olmak iki insanın yaşam amaçlarını birbirinden ayırt eden en önemli unsurdur.Kim bilir belki de, bu unsur bizi biz yapacak başarı yolunu keşfetmeye yardımcı olacaktır.Lakin zaman zaman bizi ümitsizliğe düşüren ve sözleriyle,tavırlarıyla bizi olumsuz yönde etkileyen insanlar karşımıza çıkmaktadır.Hatta bu insanlar farkında olmadan,kalbimizdeki heyecanı,ümitlerimizi dahi çalabilirler.

BİR GÖNÜLDE YER EDİNMİŞSEN EĞER KAYTTİĞİN BİRŞEY YOKTUR, EĞER Kİ GİREMEMİŞSEN BİR GÖNÜLE VE İNCİTMİŞSEN BİR İNSANI KAYBETTİĞİN ŞEY ÇOKTUR...‏


Biz insanlar bazen ani karalar alıyor ve ne yaptığımızın farkına varamıyoruz.Öfkeyle kalkıyor zararla oturuyoruz.Bir konuyu iyice düşünmeden, iyice ölçüp tartmadan, yerli yersiz konuşuyor ve sevdiğimiz insanları incitiyoruz.Şunu da iyi biliyoruz ki kaybetmeden kıymet hiçbir zaman anlaşılmıyor.

Bazen Elimizdeki güzelliklerin farkına varamıyoruz, bu güzellikleri göremiyoruz.Bu sebeple sahip olduklarımızın kıymetini bildiren ve hayatımızdaki görülmeyen güzellikleri gösteren birileri olmalı hayatımızda.Çünkü bakan gözle gören göz birbirinden çok farklıdır.Bizlere yol gösteren, düşünceleriyle ve yaşantısıyla örnek olan insanları her zaman başımızın tacı olarak bilmeli ve asla onları incitmemeliyiz.

İnsan yaşadıkça öğreniyor hayatı, hata yapa yapa anlıyor elindekilerin kıymetini.Sahip oldukları Bir sabun gibi elinden kayıp gidince gözlerini açıyor.İşte bu sefer gerçekler bir tokat gibi yüzüne çarpıyor.Sonra hayatımız hep "KEŞKE" LERLE dolu diyoruz.

"Keşke bir anda karar vermeseydim"
"keşke o sözü söylemeseydim."
"Keşke oraya gitmeseydi."

Gibi sözlerle zamanı geri çevirmek için çabalıyoruz. Ama atılan adımlar geri dönmüyor.
Keşke lere esir düşmek olmamalı bir insanın hayatında.

Yaşanılan her şey "İYİKİLERLE" TAÇLANDIRILMALIDIR.

KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİ YAŞATMAK BİZLERİN ELİNDE

KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİ TAŞATMAK BİZLERİN ELİNDE…………

Kültür, bir milletin maddi ve manevi unsurlarını oluşturan değerler sistemidir.
Kültürü oluşturan birçok unsur vardır. Bunlar arasında örf, adet, gelenek, görenek, inançlar ve değer yargılarımızı sayabiliriz.

Milli kültürümüz yabancıları imrendirerek kadar zenginliklerle doludur.O kadar zenginliklerle doludur ki nereye bakılırsa bakılsın her köşede kültürel ve tarihi izler vardır.


Ama ne yazık ki biz kendi kültürümüzün, kendi özümüzün değerini bilmiyor, sürekli başka toplumların yaşayışlarını kendimize örnek alıyoruz.
Gelenek, göreneklerimizi, örf ve adetlerimizi bir kenara bırakarak modern dünya düşüncesinin peşine düşüyoruz.Bu düşünce bizi esir almak için çabalarken inançlarımızdan, yaşayış şeklimizden, konuşulan dilimizden hatta dinlenilen müziğimize kadar çok kolay taviz veriyoruz ve yabancı kültürleri benimseyerek kendi kültürümüz gibi sahip çıkıyoruz.
Kültürler arası etkileşim olmalı mıdır? Elbette olmalıdır, fakat bu bir kültürü yok ederek diğerini benimsemek şeklinde olmamalıdır.

Sahip olduğumuz o kadar çok kültürel zenginlik varken neden batı kültürünü örnek alıyoruz? Kendi özümüzde yoğurduğumuz türkülerimiz,manilerimiz, halk oyunlarımız, el sanatlarımız ve daha birçok kültürel değerimiz varken neden bu değerlere sahip çıkmıyoruz? Batının Rap ya da Rock müziğine karşı Anadolumun aşığı türküsünde duygularını şöyle ifade ediyor: